Bazen bir şehir, ders kitabından değil; sokaklarından, taşlarından, ağaçlarından ve hatıralarından öğrenilir. Avrasya Üniversitesi, 2025–2026 Eğitim Öğretim Yılı başında düzenlediği oryantasyon programı kapsamında gerçekleştirdiği Trabzon şehir gezisiyle öğrencilerine tam da böyle bir öğrenme deneyimi sundu: mekânla kurulan bir bağ, tarihle temas eden bir farkındalık ve doğayla bütünleşen bir keşif süreci. Geziye Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, İş Uğraşı Terapisi Programı ve Fizyoterapi Programı öğrencileri katıldı. Farklı disiplinlerden öğrencileri bir araya getiren bu buluşma, yalnızca bir oryantasyon etkinliği değil; aynı zamanda ortak bir kültürel ve çevresel bilinç inşasının ilk adımı oldu.
Taşta Saklı Tarih, Mekânda Yaşayan Bellek Gezinin ilk durağı olan Trabzon Ayasofya Müzesi, geç Bizans mimarisinin özgün örneklerinden biri olarak öğrencileri yüzyıllar öncesine taşıdı. Taş işçiliği, freskleri ve mimari düzeniyle Ayasofya, yalnızca estetik bir yapı değil; tarihsel sürekliliğin yaşayan bir anlatıcısı olarak karşılandı. İkinci durak olan Atatürk Köşkü ise öğrenciler için yalnızca mimari bir ziyaret değil, Cumhuriyet tarihine dokunan güçlü bir hafıza mekânıydı. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1937 yılında tüm mal varlığını Türk milletine armağan etme kararını aldığı bu mekân, genç kuşaklara kamusal sorumluluk, toplumsal bilinç ve etik liderlik üzerine sessiz ama derin bir ders sundu. Doğayla Kurulan Sessiz Diyalog, Gezinin son durağı Trabzon Botanik Park oldu. Yüzlerce bitki türüne ev sahipliği yapan parkta öğrenciler, doğanın yalnızca bir arka plan değil; insan yaşamının ayrılmaz bir parçası olduğunu deneyimleyerek gözlemledi. Bu durak, özellikle çocuk gelişimi ve sağlık bilimleri alanında eğitim gören öğrenciler için çevresel duyarlılığın ve ekosistem bilincinin mesleki sorumlulukla nasıl kesiştiğini somutlaştırdı. Oryantasyonun Ötesinde: Aidiyet, Bellek ve Sorumluluk
Üniversite yetkilileri, bu tür etkinliklerin yalnızca şehri tanıtmakla sınırlı olmadığını; öğrencilerde aidiyet duygusu geliştirdiğini, üniversite–şehir ilişkisini güçlendirdiğini ve öğrenmeyi çok boyutlu bir yaşantıya dönüştürdüğünü vurguladı. Katılımcı öğrenciler ise gezinin, akademik yolculuklarına yalnızca bilgi değil; anlam, bağ ve sorumluluk da kattığını ifade etti. Bu yönüyle Trabzon şehir gezisi, bir oryantasyon programı olmaktan öte; öğrencilerin yaşadıkları kenti bir “mekân” olarak değil, bir “hikâye”, bir “miras” ve bir “emanet” olarak görmelerini sağlayan pedagojik ve kültürel bir deneyim olarak hafızalarda yer etti.
Belki de asıl kazanım şuydu: Öğrenciler Trabzon’u gezmediler, Trabzon’u okumaya başladılar.
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda bir düşünme, üretme ve dünyayla ilişki kurma biçimidir. Bu nedenle Cumhuriyet’i anmak, çoğu zaman onu yeniden düşünmek, yeniden yorumlamak ve yeniden üretmek anlamına gelir. Avrasya Üniversitesi’nde düzenlenen “Cumhuriyet ve Sanat: Atatürk’ün İzinde” sergisi, bu yeniden üretme hâlinin sanatsal bir karşılığı olarak izleyiciyle buluştu.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında üniversite yerleşkesinde düzenlenen programın ardından açılan sergi, Çocuk Gelişimi Programı öğrencilerinin sanat ve yaratıcılık dersi kapsamında ürettikleri üç boyutlu Atatürk portrelerinden oluştu. Bu eserler, yalnızca bir liderin yüzünü betimlemekle kalmadı; aynı zamanda Atatürk’ün düşünsel mirasını, modernleşme idealini ve sanata verdiği önemi çağdaş bir estetik dille görünür kıldı.
Üç boyutlu tekniklerin sunduğu derinlik, Atatürk’ün farklı dönemlerini ve yönlerini bir arada düşünmeye imkân tanıdı: asker, devlet adamı, düşünür, eğitimci ve kültür insanı olarak Atatürk; öğrencilerin yorumlarıyla çok katmanlı bir anlatıya dönüştü. Her portre, bir temsilden çok bir diyalog gibiydi — geçmişle bugün arasında, idealle gerçek arasında, mirasla yorum arasında kurulan bir diyalog.
Bu yönüyle sergi, sanatın yalnızca estetik bir üretim değil; aynı zamanda pedagojik bir araç, düşünsel bir alan ve toplumsal bir bellek mekânı olduğunu hatırlattı. Öğrenciler sanatsal üretim yoluyla hem tarihsel bir figürle ilişki kurdular hem de kendi yaratıcı kimliklerini bu ilişki içinde inşa ettiler. İzleyiciler ise bir sergiyi gezmekten öte, Cumhuriyet’in kültürel anlamı üzerine düşünmeye davet edildiler.
“Cumhuriyet ve Sanat: Atatürk’ün İzinde” sergisi, bu anlamda bir anma etkinliğinden çok daha fazlasıydı. O, Cumhuriyet değerlerinin nasıl yaşatılabileceğine, nasıl üretilebileceğine ve nasıl aktarılabileceğine dair sanatsal bir öneriydi. Geçmişin yalnızca korunarak değil; yorumlanarak ve yeniden üretilerek geleceğe taşınabileceğini gösteren bir çağrıydı.
Belki de serginin en güçlü yanı buydu: Atatürk’ü bir figür olarak değil, bir düşünce olarak ele alması. Ve o düşüncenin hâlâ üretilebilir, paylaşılabilir ve dönüştürülebilir olduğunu hatırlatması.
Yaratıcılık, çoğu zaman sanatsal bir ürünle özdeşleştirilir. Oysa erken çocukluk döneminde yaratıcılık, çizilen bir resimden ya da yapılan bir etkinlikten çok daha fazlasıdır: çocuğun dünyayı algılama, anlamlandırma ve onunla ilişki kurma biçimidir. Avrasya Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı tarafından düzenlenen “Erken Çocukluk Döneminde Yaratıcılık: Sanatın Ötesinde Bir Bakış” başlıklı seminer, tam da bu anlayışı merkeze alarak katılımcılarla buluştu.
Seminerde, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Yıldırım, yaratıcılığın erken çocuklukta nasıl filizlendiğini ve hangi koşullarda geliştiğini gelişimsel bir perspektifle ele aldı. Yaratıcılığın yalnızca estetik bir üretim değil; duyusal deneyimler, bilişsel süreçler ve duygusal etkileşimler yoluyla şekillenen bütüncül bir gelişim alanı olduğu vurgulandı. Çocuğun bir nesneyle kurduğu ilişki, bir soruya verdiği beklenmedik yanıt ya da bir problemi çözme biçimi, yaratıcı düşünmenin gündelik ve doğal tezahürleri olarak ele alındı.
Seminer süresince katılımcılar, yaratıcılığın sınıf içi ve sınıf dışı öğrenme ortamlarında nasıl desteklenebileceğine ilişkin örnek uygulamalarla buluştular. Açık uçlu materyaller, keşfe dayalı etkinlikler, doğa temelli öğrenme deneyimleri ve çocuğun kendi sorularını merkeze alan pedagojik yaklaşımlar, yaratıcı düşünmenin gelişimini destekleyen temel araçlar olarak tartışıldı. Böylece yaratıcılığın öğretilebilen bir “beceri ”den ziyade, uygun ortamlar sağlandığında kendiliğinden ortaya çıkan bir potansiyel olduğu fikri öne çıktı.
Seminerin çevrim içi ve sınıf içi katılımı bir araya getiren hibrit yapısı, öğrenme sürecinin kendisini de yaratıcı bir deneyime dönüştürdü. Katılımcılar yalnızca dinleyici olmadılar; kendi deneyimlerini, sorularını ve gözlemlerini paylaşarak ortak bir düşünme alanı oluşturdular.
Bu yönüyle seminer, yalnızca bilgi aktaran bir akademik etkinlik değil; aynı zamanda öğretmen adaylarının pedagojik bakışlarını dönüştüren bir karşılaşma alanı oldu. Öğrenciler, erken çocuklukta yaratıcılığın nasıl korunabileceğine, nasıl desteklenebileceğine ve nasıl zedelenebileceğine dair daha derin bir farkındalıkla seminerden ayrıldılar.
Belki de en önemli kazanım şuydu: Yaratıcılık, öğretmenin verdiği bir etkinlikte değil; çocuğun dünyayla kurduğu özgün ilişkide başlar. Ve eğitim, bu ilişkiyi mümkün kılan alanı açma sanatıdır.
Okuryazarlık, çoğu zaman çocuğun okula başlamasıyla birlikte gündeme gelen bir beceri olarak düşünülür. Oysa erken okuryazarlık, çok daha önce başlayan; çocuğun dili fark etmesi, sesleri ayırt etmesi, hikâyelerle ilişki kurması ve anlamı yapılandırmasıyla gelişen çok katmanlı bir süreçtir.
Avrasya Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı tarafından düzenlenen “Erken Okuryazarlık Becerileri” semineri, bu süreci pedagojik bir çerçeveyle ele alan önemli bir buluşma alanı sundu. Seminerin konuşmacısı Doç. Dr. Nurbanu Parpucu, erken okuryazarlığın gelişimsel bileşenlerini ele alarak dil ve iletişim becerilerinin erken dönemde nasıl desteklenebileceğini, ses bilgisel farkındalığın ve hikâye anlama süreçlerinin çocukların bilişsel ve dil gelişimindeki rolünü ayrıntılı biçimde aktardı. Okuryazarlığın yalnızca harf ve kelime öğretimi değil; çocuğun anlam kurma, ilişkilendirme ve düşünme becerilerinin gelişimiyle iç içe bir süreç olduğu vurgulandı.
Seminer boyunca paylaşılan uygulamaya dönük stratejiler, öğretmen adaylarının kuramsal bilgilerini somut pedagojik araçlara dönüştürmelerine imkân tanıdı. Açık uçlu sorular, zengin dil ortamları, hikâye anlatımı ve etkileşimli okuma gibi yaklaşımlar; erken okuryazarlığın desteklenmesinde temel araçlar olarak tartışıldı. Bu yönüyle seminer, yalnızca bilgi aktaran bir akademik etkinlik değil; öğretmen adaylarının sınıf içi uygulamalarını yeniden düşünmelerine olanak tanıyan bir mesleki farkındalık alanı oluşturdu.
Katılımcılar, erken okuryazarlığın nasıl desteklenebileceğine dair daha bütüncül bir perspektifle seminerden ayrıldılar. Belki de en önemli vurgu şuydu: Okuryazarlık, çocuğun kalemine değil; kulağına, gözüne ve kalbine hitap eden bir süreçtir. Ve bu süreç ne kadar erken ne kadar duyarlı ve ne kadar anlamlı başlarsa, çocuk için o kadar güçlü bir öğrenme yolculuğuna dönüşür.
Çocukluk çoğu zaman korunması gereken bir dönem olarak ele alınır; oysa çocukluk aynı zamanda tanınması, dinlenmesi ve ciddiye alınması gereken bir toplumsal konumdur. Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı tarafından 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kapsamında düzenlenen seminer, çocukluğu bir “hak” alanı olarak yeniden düşünmeye davet eden önemli bir buluşma oldu. Seminerin konuşmacısı Doç. Dr. Nihan Koran, çocuğun yalnızca korunmaya muhtaç bir birey değil; aynı zamanda karar süreçlerine katılma hakkı olan bir özne olduğunu vurguladı. Ulusal ve uluslararası çocuk hakları sözleşmeleri çerçevesinde, çocukların eğitim ortamlarında nasıl daha etkin katılım gösterebilecekleri, demokratik uygulamaların sınıf içi yaşama nasıl yansıtılabileceği ve çocukların seslerinin pedagojik süreçlerde nasıl görünür kılınabileceği tartışıldı.
Çocuk haklarının yalnızca hukuki metinlerde değil; sınıf içinde, okul bahçesinde, aile ortamında ve gündelik ilişkilerde hayata geçen bir pratik olduğu vurgulandı. Bu nedenle seminer, katılımcılara yalnızca bilgi sunmakla kalmadı; aynı zamanda öğretmen adaylarının kendi uygulamalarını etik ve hak temelli bir gözle yeniden değerlendirmelerine olanak tanıdı. Paylaşılan saha örnekleri ve akademik çalışmalar, çocukların katılım hakkının nasıl desteklenebileceğine, görüşlerinin nasıl alınabileceğine ve bu görüşlerin nasıl anlamlı kararlara dönüştürülebileceğine dair somut çerçeveler sundu. Bu yönüyle seminer, çocuk haklarını bir koruma söyleminin ötesine taşıyarak, çocukluğu aktif bir yurttaşlık pratiği olarak ele alan bir bakış açısı kazandırdı. Çünkü çocuğu korumak kadar, çocuğu dinlemek de bir sorumluluktur. Ve belki de en güçlü hatırlatma şuydu: Çocuklar geleceğin bireyleri değil; bugünün yurttaşlarıdır.
Hikâye anlatmak, yalnızca bir metni seslendirmek değil; bir dünyayı açmak, bir ilişki kurmak ve bir anlam alanı yaratmaktır. Avrasya Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı tarafından lise öğrencileriyle gerçekleştirilen “Hikâye Anlatma Teknikleri” semineri, anlatının bu çok katmanlı doğasını görünür kılan bir öğrenme alanı sundu.
Seminerde, hikâye anlatımının çocukların dil gelişimi, hayal gücü, sosyal-duygusal becerileri ve öğrenme motivasyonu üzerindeki etkileri pedagojik bir çerçevede ele alındı. Hikâye, burada bir eğlence aracı değil; çocuğun dünyayı anlamlandırma biçimlerinden biri olarak konumlandırıldı. Anlatı yoluyla çocukların duygularını ifade etmeyi öğrendikleri, başkalarının bakış açılarını fark ettikleri ve kendi deneyimlerini yapılandırdıkları vurgulandı.
Uygulamalı bölümde, geleneksel ve çağdaş hikâye anlatma teknikleri tanıtıldı. Ses tonu, ritim, duraklama, beden dili, dramatizasyon ve görsel desteklerin anlatı sürecine nasıl anlam kattığı birlikte deneyimlendi. Katılımcılar yalnızca dinleyici olmadılar; anlatıcı rolünü üstlenerek anlatının iç dinamiklerini doğrudan yaşadılar.
Bu yönüyle seminer, öğretmen adaylarının ve lise öğrencileri’nin anlatıyı bir “yöntem” olarak değil; bir “pedagojik ilişki biçimi” olarak kavramalarına katkı sundu. Hikâye anlatmak, burada bilgi aktarmaktan çok, çocukla birlikte düşünmenin, hissetmenin ve hayal kurmanın bir yolu olarak ele alındı.
Etkinliğin sonunda gerçekleşen hediye takdimi, yalnızca bir nezaket göstergesi değil; bu ortak öğrenme sürecinin sembolik bir tamamlayıcısıydı. Üniversite ile lise arasında kurulan bu bağ, bilginin yalnızca aktarılmadığını; paylaşıldığını ve birlikte üretildiğini hatırlattı.
Belki de en önemli kazanım şuydu: Bir hikâye anlatıldığında yalnızca kelimeler değil, ilişkiler de kurulur. Ve eğitim, tam da bu ilişkilerin içinde anlam kazanır.
Sınavlar çoğu zaman bilgiyle ölçülür; oysa sınav süreci, bilginin ötesinde duyguların, beklentilerin ve öz farkındalığın da sınandığı bir yolculuktur. Avrasya Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Başarıya Giden Yolda: Sınav Stresi Yönetimi” semineri, başarıyı yalnızca akademik performansla değil; bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyle birlikte ele alan bütüncül bir perspektif sundu.
Seminerde Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin Sardoğan, sınav kaygısının yalnızca olumsuz bir duygu olmadığını; doğru yönetildiğinde bireyin motivasyonunu artırabilen doğal bir tepki olduğunu vurguladı. Kaygının kaynağını tanımanın, kişisel güçlü ve gelişime açık yönlerin farkında olmanın ve bireyin kendi öğrenme biçimini tanımasının sınav sürecindeki en kritik adımlar olduğu üzerinde duruldu.
Katılımcılar, sınav döneminde sıkça yaşanan zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve motivasyon kaybı gibi durumların nasıl ortaya çıktığını ve bu durumlarla nasıl başa çıkılabileceğini psikolojik bir çerçevede ele alma fırsatı buldu. Gerçekçi hedefler koymanın, sağlıklı çalışma alışkanlıkları geliştirmenin ve bireysel sınırları tanımanın, akademik başarının sürdürülebilirliği açısından ne kadar önemli olduğu tartışıldı.
Seminerin etkileşimli yapısı, öğrencilerin yalnızca dinleyen değil; kendi deneyimlerini paylaşan, sorularını dile getiren ve birlikte düşünen katılımcılara dönüşmesini sağladı. Bu da semineri bir bilgilendirme toplantısından çok, ortak bir farkındalık alanına dönüştürdü.
Belki de en güçlü mesaj şuydu: Başarı, sadece daha çok çalışmak değil; kendini daha iyi tanımaktır. Ve sınav süreci, bu tanıma için bir engel değil, bir imkândır.
Yeni bir yıla girerken çoğu zaman dilekler söylenir, temenniler paylaşılır. Avrasya Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı öğrencilerinin hazırladığı yeni yıl tebrik kartları ise dileklerin ötesine geçen bir anlam taşıdı: teşekkür etmeyi görünür kılan, emeği hatırlatan ve kurumsal ilişkileri insani bir bağla güçlendiren küçük ama derin bir jestti. Öğrenciler tarafından tasarlanan ve hazırlanan kartlar, üniversitenin yöneticilerine ve farklı idari birimlerine ulaştırıldı. Bu süreç, yalnızca bir tebrik geleneği değil; karşılıklı emeği tanıma, saygıyı ifade etme ve kurumsal dayanışmayı paylaşma pratiğine dönüştü. Bu küçük armağanlar, kurumun işleyişinde görünmeyen ama vazgeçilmez olan emekleri hatırlattı. Kartlar, yalnızca yeni bir yıl dileği taşımadı; aynı zamanda “sizi görüyoruz, emeğinizi önemsiyoruz” diyen sessiz ama güçlü bir mesaj oldu. Öğrenciler için ise bu süreç, sosyal sorumluluğun yalnızca büyük projelerle değil; gündelik nezaket pratikleriyle de kurulabileceğini gösteren bir öğrenme alanı sundu. Teşekkür etmek, burada bir görgü kuralı değil; bir toplumsal değer ve bir mesleki tutum olarak deneyimlendi. Belki de en anlamlı olan şuydu: Bir kart dolaştı kampüste; ama aslında dolaşan şey saygıydı, farkındalıktı ve birlikte olma hissiydi. Ve belki de bu yüzden, o kartlar bir yeni yılı değil, yeni bir ilişki biçimini başlattı.
Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı ile Erasmus Kurum Koordinatörlüğü iş birliğinde düzenlenen “Erasmus Öğrenci Öğrenim ve Staj Hareketliliği Bilgilendirme Toplantısı”, öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. 23 Mart 2026 tarihinde Ömer Yıldız Yerleşkesi Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, Erasmus+ programının sunduğu uluslararası eğitim ve staj fırsatları hakkında kapsamlı bilgilendirme yapıldı.
Toplantıda Erasmus Kurum Koordinatörlüğü yetkilileri tarafından öğrencilere; öğrenim ve staj hareketliliği süreçleri, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri, hibe olanakları ve yurtdışı eğitim deneyiminin akademik ile mesleki katkıları detaylı şekilde aktarıldı. Ayrıca hareketlilik sürecinde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar paylaşılırken, öğrencilerin merak ettikleri sorular da cevaplandırıldı.
Etkinlik kapsamında öğrencilerin yalnızca akademik gelişim değil; kültürlerarası iletişim, farklı yaşam deneyimleri kazanma ve küresel bakış açısı geliştirme açısından da Erasmus+ programının önemini kavramaları hedeflendi. Program süresince öğrencilerin toplantıya ilgiyle katılım sağladıkları ve özellikle yurtdışı staj olanaklarına yönelik yoğun merak gösterdikleri gözlemlendi.
Bilgilendirme toplantısında, uluslararası hareketlilik deneyimlerinin öğrencilerin kişisel gelişimlerine katkısının yanı sıra mesleki yeterliliklerini artırdığı vurgulandı. Erasmus deneyiminin farklı kültürleri tanıma, yabancı dil gelişimi ve uluslararası iş birliği becerileri açısından önemli fırsatlar sunduğu ifade edildi.
Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı tarafından düzenlenen “Mesleki Kimlik Kazandırma Etkinliği: Etkileşim, Katılım ve Süreç Temelli Öğrenme Yaklaşımı – Yaratıcı Drama” başlıklı seminer, öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. 24 Mart 2026 tarihinde Ömer Yıldız Yerleşkesi Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, yaratıcı drama yaklaşımının erken çocukluk eğitimindeki yeri ve öğrenme süreçlerine katkıları ele alındı.
Etkinliğin konuşmacısı olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Öğr. Gör. Sinem Çol yer aldı. Program kapsamında; yaratıcı dramanın etkileşim, katılım ve süreç temelli öğrenme yaklaşımı içerisindeki rolü, çocukların öğrenme süreçlerine sağladığı katkılar ve uygulama örnekleri öğrencilerle paylaşıldı. Özellikle erken çocukluk döneminde yaratıcı drama uygulamalarının çocukların iletişim, problem çözme, empati ve ifade becerilerini destekleyen yönleri üzerinde duruldu.
Seminer süresince öğrencilerin programa ilgiyle katılım sağladıkları ve yaratıcı drama yaklaşımına yönelik örnek uygulamalar üzerinden mesleki bakış açılarını geliştirme fırsatı buldukları gözlemlendi. Programda ele alınan içeriklerin, öğrencilerin öğrenme süreçlerine farklı perspektifler kazandırmayı amaçladığı ve uygulama temelli mesleki gelişim süreçlerine katkı sunduğu değerlendirildi.
Etkinlik, öğrencilerin aktif katılımını destekleyen öğrenme ortamıyla dikkat çekerken; yaratıcı drama yönteminin erken çocukluk eğitiminde kullanılabilecek etkili öğretim yaklaşımlarından biri olduğu vurgulandı. Ayrıca süreç temelli öğrenme anlayışının çocukların deneyimleyerek öğrenmelerine olan katkısı üzerinde durularak, mesleki kimlik gelişiminde uygulamalı öğrenmenin önemi ifade edildi.
Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı tarafından, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü kapsamında çocuklara yönelik “Charlie Chaplin Pandomim Gösterileri” etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında üniversite öğrencileri, Charlie Chaplin karakterinden esinlenerek hazırladıkları pandomim performanslarını farklı okul öncesi eğitim kurumlarında çocuklarla buluşturdu.
21 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirilen etkinlikler; Düşünür Koleji Kids, Trabzon Uğur Okulları, Karbeyaz Anaokulu ve Yıldızlı Anaokulu’nda uygulandı. Öğrenciler tarafından hazırlanan sessiz tiyatro ve pandomim gösterileri, çocukların büyük ilgisini çekerken etkinlikler boyunca eğlenceli ve etkileşimli anlar yaşandı.
Program kapsamında çocukların tiyatro sanatıyla erken yaşta tanışmaları, beden dili ve mimiklerle kurulan iletişimi deneyimlemeleri ve yaratıcı ifade biçimlerini keşfetmeleri hedeflendi. Charlie Chaplin karakterinin mizahi anlatım dili aracılığıyla çocukların dikkat, gözlem, empati ve hayal gücü becerilerini destekleyen uygulamalara yer verildi.
Etkinlik aynı zamanda Çocuk Gelişimi Programı öğrencileri için önemli bir uygulama deneyimi sundu. Öğrenciler süreç boyunca kostüm hazırlama, karakter canlandırma, beden dili kullanımı, çocuklarla iletişim kurma ve yaratıcı drama uygulamaları konusunda aktif görev aldı. Pandomim temelli etkinliklerin çocukların sözel olmayan iletişim becerilerini desteklediği ve eğlenerek öğrenme süreçlerine katkı sunduğu değerlendirildi.
Dünya Tiyatrolar Günü kapsamında gerçekleştirilen bu etkinliklerle çocukların sanatla buluşmaları desteklenirken, tiyatro ve yaratıcı drama çalışmalarının erken çocukluk dönemindeki önemine dikkat çekildi. Program sonunda öğrencilerin uygulama süreçlerine aktif katılım sağlamalarının mesleki gelişimlerine önemli katkılar sunduğu ifade edildi.
Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı tarafından düzenlenen “Sahaya Bir Adım Kala: Özel Kurumların İşleyişi” başlıklı eğitim semineri, öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. 9 Nisan 2026 tarihinde Ömer Yıldız Yerleşkesi Çocuk Gelişimi Atölyesi’nde düzenlenen etkinlikte, özel eğitim ve bakım hizmeti sunan kurumların işleyiş süreçleri ile çocuk gelişimi uzmanlarının sahadaki görev ve sorumlulukları ele alındı.
Etkinliğin konuşmacısı olarak Trabzon Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Çocuk Gelişimi Uzmanı Gözde Barutçu Canbakal yer aldı. Program kapsamında öğrencilerle; özel kurumların kurumsal yapıları, çalışma süreçleri, ekip işleyişi, çocuk gelişimi uzmanlarının mesleki rolleri ve sahada karşılaşılan deneyimler üzerine kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Özellikle mezuniyet sonrası çalışma alanları ve uygulama süreçlerine ilişkin aktarılan örnekler, öğrencilerin mesleki farkındalıklarını artırdı.
Etkinlik süresince öğrencilerin aktif katılım gösterdiği ve saha deneyimlerine ilişkin yönelttikleri sorularla programa yoğun ilgi gösterdikleri gözlemlendi. Seminerin, öğrencilerin teorik bilgilerini uygulama alanlarıyla ilişkilendirmelerine katkı sağladığı ve mesleki gelişim süreçlerini desteklediği değerlendirildi.
Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı tarafından, Okul Öncesinde Bilgisayar Destekli Eğitim dersi kapsamında öğrencilerin yaratıcılıklarını ve dijital tasarım becerilerini geliştirmek amacıyla “Çocuk Gelişimi Programına Yönelik Maskot Yarışması” gerçekleştirildi.
Etkinlik kapsamında öğrenciler, Çocuk Gelişimi Programını temsil edecek özgün maskot karakterler tasarlayarak projelerini jüriye sundu. Öğrenciler tasarladıkları karakterlerin görsel özelliklerini, kişilik yapılarını, eğitimsel işlevlerini ve programın kurumsal kimliğine sağlayacağı katkıları ayrıntılı şekilde açıklayarak sunumlarını gerçekleştirdi.
Yarışma sürecinde öğrenciler; dijital tasarım programlarını kullanma, görsel iletişim oluşturma, karakter geliştirme ve tasarım odaklı düşünme becerilerini uygulamalı olarak geliştirme fırsatı buldu. Tasarım çalışmalarında çocukların gelişim özellikleri, ilgi alanları ve eğitimsel ihtiyaçları dikkate alınarak çocuk dostu ve eğitici nitelikte karakterler oluşturuldu.
Etkinlik, öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamaya dönüştürmelerine olanak sağlamasının yanı sıra yaratıcılık, problem çözme, sunum yapma ve teknolojiyi eğitim amaçlı kullanma becerilerinin gelişimine de katkı sundu. Yarışma sonunda ortaya çıkan özgün maskot tasarımları, Çocuk Gelişimi Programının kurumsal görünürlüğünü ve tanıtım faaliyetlerini destekleyebilecek önemli çalışmalar olarak değerlendirildi.
Öğrenci merkezli öğrenme anlayışını temel alan etkinlik, mesleki gelişimi destekleyen yenilikçi uygulamalardan biri olarak büyük ilgi gördü. Program bünyesinde gerçekleştirilen bu tür uygulamaların öğrencilerin dijital yeterliklerini artırmaya ve eğitim teknolojilerini etkili kullanmalarına katkı sağlamaya devam edeceği belirtildi.
Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı ile Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü tarafından düzenlenen “Rüyalar Sergisi”, 21 Mayıs 2026 tarihinde Ömer Yıldız Yerleşkesi B/C Blok Fuaye Alanında yoğun katılımla gerçekleştirildi.
“Hayal Et, Keşfet, Büyü!” temasıyla hazırlanan sergide, öğrencilerin eğitim süreçleri boyunca geliştirdikleri materyaller, sanatsal çalışmalar, eğitsel tasarımlar ve yaratıcı ürünler ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Çocukların hayal gücünü, yaratıcılığını ve öğrenme süreçlerini desteklemeye yönelik hazırlanan çalışmalar, katılımcılardan büyük ilgi gördü.
Sergi kapsamında öğrenciler, mesleki bilgi ve becerilerini somut ürünlere dönüştürerek geliştirdikleri özgün çalışmalarını tanıtma fırsatı buldu. Etkinlik, öğrencilerin materyal geliştirme, tasarım, sanat ve yaratıcılık alanlarındaki yeterliklerini ortaya koyarken aynı zamanda mesleki özgüvenlerinin gelişmesine de katkı sağladı.
Üniversite öğrencileri, akademik personel, çocuklar ve ailelerin ziyaret ettiği sergide, çocuk gelişimi alanında kullanılan eğitsel materyaller ve yaratıcı uygulamalar hakkında bilgi paylaşımında bulunuldu. Katılımcılar, öğrencilerin hazırladığı çalışmalar aracılığıyla erken çocukluk eğitiminde kullanılan yenilikçi yaklaşımları ve uygulama örneklerini yakından inceleme fırsatı elde etti.
“Rüyalar Sergisi”, öğrenme süreçlerinde ortaya çıkan ürünlerin görünür hale getirilmesini sağlayarak öğrencilerin motivasyonunu artırmış, uygulama temelli eğitim anlayışını destekleyen önemli bir etkinlik olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca sergi, üniversite-toplum etkileşimini güçlendirerek öğrencilerin akademik ve mesleki çalışmalarını daha geniş kitlelerle paylaşmalarına olanak sağlamıştır.
Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı öğrencileri, 2025–2026 Eğitim-Öğretim Yılı boyunca alanlarına yönelik düzenlenen akademik, bilimsel, sosyal sorumluluk ve kültürel etkinliklere aktif katılım sağlayarak mesleki gelişimlerini desteklemeyi sürdürdü. Öğrenciler, erken çocukluk eğitimi, oyun, doğa temelli öğrenme, çocuk gelişimi, toplumsal dayanışma ve sosyal sorumluluk konularında gerçekleştirilen seminer, sempozyum, şenlik ve yardım kampanyalarında yer alarak çok yönlü öğrenme deneyimleri elde etti.
Bu kapsamda öğrenciler, 18 Nisan 2026 tarihinde Net Koleji Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen eğitim programına katılım sağladı. Programda Prof. Dr. Özgül Polat tarafından “Oyunun Bilişsel Şifreleri”, Fatma Erten Ersoy tarafından ise “Bakmaktan Çıkıp, Göreni Anlayan Öğretmen Olmak” başlıklı sunumlar gerçekleştirildi. Etkinlikte oyunun çocukların bilişsel gelişimindeki rolü, öğretmenin gözlem becerileri ve çocuk merkezli eğitim anlayışı ele alındı. Öğrenciler, erken çocukluk döneminde oyunun öğrenme süreçlerine etkisine ilişkin güncel bilgi ve deneyimlerden yararlanma fırsatı buldu.
Öğrenciler ayrıca 20–22 Nisan 2026 tarihleri arasında Avrasya Üniversitesi Ömer Yıldız Yerleşkesinde düzenlenen “Doğanın Kodlarıyla Büyüyen Çocuklar Sempozyumu”na katıldı. Sempozyumda doğa, beyin gelişimi, sembolik düşünme, ekolojik farkındalık, doğa temelli yaşam, bilimsel keşif ve çocuk gelişimi arasındaki ilişkiler disiplinler arası bir bakış açısıyla değerlendirildi. Alanında uzman akademisyenlerin sunumları sayesinde öğrenciler, doğa temelli eğitim uygulamaları ve güncel bilimsel yaklaşımlar hakkında kapsamlı bilgi edinme fırsatı elde etti.
Mesleki ve akademik etkinliklerin yanı sıra öğrenciler, Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen Geleneksel Çocuk Şenliği’ne katılarak çocuklarla oyun temelli etkinliklerde bir araya geldi. Şenlik kapsamında gerçekleştirilen çocuk oyunları, serbest oyun alanları ve eğlenceli aktiviteler aracılığıyla öğrenciler, çocuklarla doğrudan etkileşim kurarak uygulama becerilerini geliştirme imkânı buldu. Bu deneyim, öğrencilerin çocuklarla iletişim kurma, etkinlik planlama ve uygulama süreçlerine ilişkin mesleki yeterliklerini destekledi.
Öğrenciler aynı zamanda Avrasya Üniversitesi öğrenci kulüpleri tarafından yürütülen “Birlikte Daha Güçlüyüz” yardım kampanyası ile “Bayramlığı Olmayan Kalmasın” sosyal sorumluluk kampanyalarına destek verdi. Üniversite bünyesindeki çeşitli öğrenci kulüplerinin iş birliğiyle gerçekleştirilen kampanyalarda ihtiyaç sahibi bireyler ve çocuklar için yardım malzemeleri ile bayramlık kıyafetler toplandı. Kampanyalar sayesinde öğrenciler, toplumsal dayanışma, gönüllülük, sosyal sorumluluk ve paylaşma kültürünün önemini uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu.
Gerçekleştirilen bu etkinlikler sayesinde öğrenciler; akademik bilgi ve becerilerini geliştirme, alan uzmanlarıyla bir araya gelme, güncel eğitim yaklaşımlarını takip etme, uygulama deneyimi kazanma, sosyal sorumluluk bilinci geliştirme ve toplumsal duyarlılıklarını artırma fırsatı elde etti. Çocuk Gelişimi Programının öğrenci merkezli, uygulama temelli ve toplumsal katkıyı önceleyen eğitim anlayışı doğrultusunda öğrencilerin bilimsel, sosyal, kültürel ve gönüllülük faaliyetlerine aktif katılımlarının desteklenmeye devam edileceği vurgulandı.
Çocuğun Yüksek Yararı İçin Bakanlıkta Çocuk Gelişimcinin Etkisi: Çocuk Gelişimi Kulübünün düzenlediği Çocuğun Yüksek Yararı İçin Bakanlıkta Çocuk Gelişimcinin Etkisi etkinliğine işbirlikçi olarak katıldık. (Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda görev alan Çocuk Gelişimci Samiye KORKMAZ çevrimiçi seminer verdi. Bakanlıktaki çalışma alanlarımızı ve hangi hizmetlerde yer aldığımızı bizimle paylaştı)
Çocuğun Dünyasını Anlamak: Çocuk Gelişimi Kulübü Çocuğun Dünyasını Anlamak Psikolog Alperen İNCE tarafından verilen seminerde ebeveyn tutumlarının çocuğun gelişimi açısından önemini konuştuk. Etkinliğine işbirlikçi olarak katıldık.
